Elmali Köyü Resmi Web Sitesi
Kizilkaya Ailesinden - Rahmetli Kamil Kizilkayanin Esi Cevriye Kizilkaya 08.01.2010 Hakkin Rahmetine Kavusmusdur - www.elmali.org Olarak Allahdan Rahmet Ailesinede Sabirlar Dileriz ----- Yeni Ziyaretci Defteri eklendi - Yazilarinizi bekleriz

Anasayfa Muhsin YaziciogluElmali Köyü Tarih Aileler Resimler Videolar DuyurularCanli Sohbet Ziyaretci Defteri Köse Yazilari Kültür Sanat Türkülerimiz Sivas Sofrasi BaglantilarIletisim

Ailelerimiz

BAKIRAL Ailesi,

BOSTANCI Ailesi,

CAT Ailesi,

DEMIRAL Ailesi,

EKICI Ailesi,

KIZILKAYA Ailesi,

POLAT Ailesi,

SAKARYA Ailesi,

SADOL Ailesi,

SENEL Ailesi,

SENTÜRK Ailesi,

SU Ailesi,

TECER Ailesi,

TÜRKOĞLU Ailesi,

TÜRKYILMAZ Ailesi,

ÜNAL Ailesi,

YAZICIOĞLU Ailesi,

YENICE Ailesi,

YILDIRIM Ailesi,

YILMAZ Ailesi,

 

 

 

Türk Solu Dergisi’nde Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili olarak kaleme alınmış bir yazıda maalesef gerçekler yazılmayıp, kötülemek ve karalamak yoluna gidilmiştir. Söz konusu derginin ifadesine göre; Muhsin Yazıcıoğlu, güya Atatürk’ü sevmezdi ve Atatürkçülüğe karşıydı deniliyor. Atatürk’e karşı olmak veya sevmemek başkadır. Atatürkçüyüm diyenlerin Atatürk adına, O’nun adını kullanarak kendi emellerine alet edip istismar edenleri sevmemek veya karşı olmak başkadır. Sap ile samanı birbirinden ayırmak gereklidir.

Bu ülkede herkes şunu açıkça biliyor ki; milli değerlerimiz, aynı dini değerlerimiz gibi istismar edilmektedir. Atatürkçülük maskesi altında “dış güçlerin oyuncağı olmuş bir takım odakların Ulu Önder Atatürk’ümüzü istismar etmiş oldukları da bir gerçektir. Bu ülke ne çekti ise zaten kutsal değerleri istismar ederek onları kendi menfaatleri doğrultusunda kullananlardan çekmiştir.

Devlet içine sızmış hain ellerin bu aziz milletin fertlerinin birbirine düşürüldüğü, kardeşin kardeşe nasıl vurdurulduğuna dair hain planlarını insanlarımız artık net bir şekilde anlamış bulunmaktadır. Milletimiz artık gerçekleri görmüştür. Ama maalesef az da olsa bu gerçeği görmek istemeyen, bazı insanların olduğuna da şahit olabiliyoruz.

Sözü edilen dergide Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun Türk olup olmadığı dile getirilip, Atatürk’e karşıydı şeklinde sorgulanmaktadır.

Muhsin Yazıcıoğlu, Atatürk’e ve Atatürkçülüğe değil, bilakis, O’nu istismar edenlere karşıydı. Bu sebeple, gerçekler bu iddiaların tam tersinedir. O’nun yakın dostluğunu kazanmış bir kişi olarak şunu kesin ve net bir şekilde söylüyor ve diyorum ki; Merhum Muhsin Yazıcıoğlu Türktür: Türkçüdür; hem Milliyetçi hem de Atatürkçüdür. O’nu hiç de hak etmediği bir şekilde karalayıp kötüleyerek iftiralarda bulunmaları bir takım provakosyon amaçlı; kasıtlı ve planlı olarak yapılmış olduğu gözden kaçmamaktadır.

1990 lı yıllarda kendisinin evinde misafir olarak kalmak şerefine nail olmuştum. Bu ziyaretim sırasında kendisine çam sakızı çoban armağanı diye hediye olarak dededen toruna intikal eden bir iki yazma eser (birisini çok iyi hatırlıyorum 13. Yüzyıla ait Kur’an-ı Kerim tefsir kitabı idi) hediye etmiştim. İşte bu hediyelerimi kendi özel kitaplığına yerleştirirken, bana Atatürk’ün Osmanlıca orijinal nutkundan Osmanlıcasından bir bölüm okumuş olduğunu daha dün gibi hatırlarım. Hatta kendisinde bulunan bu nutuk kitabının ilk sayfaları (iki ya da üç sayfası) eksik ve diğer kısımları tamam büyük ve kalınca tek bir kitap idi.

Hz. Muhammed s.a.v. efendimiz “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”diye buyurmuşlardır. Hal böyle olunca insanın haksızlık karşısında durabilmesi mümkün değildir. O’nu yakinen tanımak, onun dostluğuna mazhar olmak, onunla olan hukukun vs. bunları dâhi bir kenara bırakalım) en azından bildiği gerçekleri söylemesi gerektiği en azından bir insanlık görevidir.

Dolayısıyla Atatürk’e karşıydı, onu sevmezdi gibi sözler asla ve asla O’nun şahsına ve yaşam tarzına, düşüncelerine uymamaktadır. Bu bir iftiradır. Bu düpedüz ahlaksızlıktır ve edepsizliktir. Hz. Ali (r.a.) “insan bilmediğinin düşmanıdır.”der. Ne kadar doğru bir söz… Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu tanımayanlar, tanımak istemeyenler, O’nun ölümünden sonra da iftira atmaya devam ediyorlar…

Mustafa Kemal Atatürk’ün mensubu olduğu Kızıllar Aşireti ile, kendisinin mensubu bulunduğu Kızılalili Aşiretinin aynı bölgeden gelmiş ve aynı koldan olmaları hasebiyle Gâzi Mustafa Kemal Atatürk ile çok yakından ilgilenmiştir. Bu yüzden O’nun hakkında kapsamlı bir araştırmanın yapılması gerektiğine inanıyordu. Bu nedenle de beni bu konuda araştırma yapmam için bizzat görevlendirmiştir.

Ben de Merhum Muhsin Başkanın aile şeceresi ve soyu-nesebi hakkında detaylı bir araştırma yaptığım gibi aynı zaman da Mustafa kemal Atatürk ile ilgili arşivlerde ne kadar araştırmacıların araştırmasına izin verilip müsaade edilmiş olan tüm belgelerden birer nüsha alarak bizzat Muhsin Yazıcıoğlu’na teslim etmiştim.

Ben Osmanlıca nüshaları günümüz Türkçesine aktarmaya çalışırken O, bu belgelerin Fransızca, İngilizce ve Almanca olanlarını güvendiği dostlarına tercüme ettirmekteydi. Atatürk ile ilgili hemen her belgenin açıklanması, bu belgelerin kitap haline getirildiği gibi. Özellikle de Hariciye ile ilgili konuların bilhassa siyasal bilgilerde ders olarak okutulmasının gerekli inanıyordu.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu sadece Atatürk ile ilgili değil, Türkiye’yi ilgilendiren hemen her konuda Gayri Müslim azınlıklar, Vakıflar, Adalar, Kıbrıs, Güneydoğu vb. gibi konularda araştırmalar yaptırıyor ve bu konularda büyük projeler hazırlıyordu. Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili hazırlattığı projeye bizzat kendisi “BAP” adını vermiştir. Kısacası Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun isteği üzerine Atatürk ile ilgili çok sayıdaki belgeyi bizzat kendim arşivden alarak kendisine vermiştim. Bu belgelerin en son kısmını da İstanbul Pendik’te belediye başkan adaylarını tanıtmış olduğu gecede kameraların önünde kendi soyu ile ilgili yaptığım araştırma ile birlikte bizzat verdim.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Atatürk ile ilgili bu denli alakalı oluşunun bilinmeyen yönlerinden birisidir. Bu konuyu bugünlerde açıklamak istemiyordum. Ancak bu konuda söylenenlerin gerçeklere uymayan bir şekilde, hatta iftiraya varacak bir şekilde dile getirilişi sebebiyle açıklamak ve yazmak ihtiyacı duyduğumu belirtmek istiyorum. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun, vefatından önce okumuş olduğu kitaplardan birisi“Atatürk nasıl öldürüldü?” bir diğeri ise “Agoni” adındaki kitaplardır.

Dolayısıyla “Biz O’nu İyi Bilirdik”: ehl-i iman sahibi, itikadı kuvvetli samimi bir Müslüman ve milliyetçi idi. O, Türk Milliyetçiliğinin unutulmayacak efsane liderlerinden birisidir. O, Türktür. Türkçüdür. Milliyetçi, Atatürkçüdür.

Muhsin Yazıcıoğlu, Türk Milliyetçiliğinin en önemli liderlerinden birisidir. Ülkücü hareketin en ideal temsilcisi, örnek yaşantısı, mücadeleci kişiliği ve çok yönlü oluşu, demokrat anlayışa ve yürekli duruşa sahip eşsiz bir insandır.

Son dönemde hiçbir siyasi lider, Muhsin Yazıcıoğlu kadar sevilip sayılmamıştır. Cenâze töreninden gösterilen teveccüh bunun bir göstergesi, açık bir izharıdır. O’nun cenâzesine karşı görüşte olanları bile gelmiş, kendisi hakkında “adam gibi adamdı”, “yiğit, er kişi” diyerek “hüsn-ü şahâdet” etmişledir.

Her konuda olduğu gibi merhum Muhsin Yazıcıoğlu tarihe ve kültüre çok meraklı bir kişiydi. Türk tarihi ve kültürü hakkında engin bir bilgiye sahip ender siyasi liderlerden birisidir. Okumaya ve araştırmaya çok meraklı bir insandı. İlgi duyduğu konular hakkında kendisi zaman bulamasa dahi kendisine yakın buldukları insanlardan, dostlarından değişik konularda ve çeşitli zamanlarda araştırma yapmalarını istemiştir.

Araştırılmasını istemiş olduğu konulardan birisi bizzat kendi ailesinin hangi cemaat, aşiret ve oymağa mensup olduğuyla ilgilidir. Bu konuda uzun zamandan beri araştırma yapmış ve yaptırmış olduğunu çok yakınındaki insanlar bizatihi bilmektedirler.

Kendi soyuyla ilgili yapmış-yaptırmış olduğu araştırmalar sonucunda Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun büyük dedelerinin adı Kızılalioğlu Molla Ali, Kızılalioğlu Bekir kethüda ve Kızılalioğlu Hasan’dır. Dolayısıyla Muhsin Yazıcıoğlu’nun Sülalesi Kızılalioğlu Aşiretine mensuptur. Doğmuş olduğu Elmalı köyü de adını Elmalı cemaatinden almaktadır. Elmalı cemaati Mes’udlu cematine bağlıdır. Mes’udlu Cemaati, Kızılali, Kızılalioğlu adıyla bilinen Anadolu’nun birçok yerinden balkanlara kadar iskân olunmuş Kızıllar, Kızılaliler, Kızılalioğulları vesaire gibi birçok ad ile bilinen aşirete mensuptur. Kızıllar, "konar-göçer Türkmen Yörükânındandır. Osmanlı imparatorluğumun aşiretleri iskân politikası uyarınca Anadolu’nun çeşitli yörelerine ve Balkanlar’a yerleşen aşirettir. Kızıllar, "Konar-Göçer Türkmen Yörükânındandır. Osmanlı imparatorluğumun aşiretleri iskan politikası uyarınca Anadolu’nun çeşitli yörelerine ve Balkanlar’a yerleşen aşirettir.

Kızıllar, Kuzey Asya Türk-men topluluklarındandır. Hazar denizi kıyıları ile Etrek (Ertek veya Erdek şeklinde yazıldığı da görülmektedir) ırmağından Mangışlak’a kadar uzanan yerlerde uzun süre yaşamışlardır. Hazar Denizi'nin doğusundaki Ertek ırmağı dolaylarında Dolayısıyla Sayın Yazıcıoğlu ile Mustafa Kemal Atatürk’ün mensup oldukları aşiretler aynı kola bağlıdırlar. Birisi Kızıllar diğeri Kızılaliler’dendir. Her ikisi de Aynı Aşirete mensuptur. Her iki aşiret de Hazar bölgesinden gelerek Anadolu’ya yerleşmiştir.

Hazar Denizi'nin doğusundaki Ertek ırmağı dolaylarında ve Gürcan'da oturan Yamutlar'dan bir kabile olan Kızıl aşireti Moğol İstilası ile göç etmiş ve Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine katılmıştır. Anadolu'da Bozok, Kayseri, Sivas, Akdağ, Adana, Maraş, Teke Ha-mid, Bolu, Tarsus, İçel, Karaman, Afyonkarahisar, Bolvadin Dinar Şark. Karaağaç, Karaman, Çerkeş gibi 13 il sınırları içerisinde 16 köy kasaba ve beldede; Rumeli'de ise Gümülcine, Dimetoka, Kavala Uskup, Hezargrad (Niğbolu), Vardar, Selanik, Silistre, Usturga Oh-rı, Manastır ve köylerinde Kızıl, Kızıllı, Kızıllar, Kızılca, Kızıloğuz Kızılkocalı, Kızılcakeçili.... Adlarıyla iskân olan aşiret geleneklerine bağlı, otantik kültüründen birşey kaybetmemiştir.

Sivas Vilayeti Bozok Sancağına bağlı Kızılkoca kazası vardır. Kızıllar aşiretinin sadece Anadolu coğrafyasında kalmadıkları, Osmanlı imparatorluğumun iskân politikası gereği Rumeli'de de iskân edildikleri bilinmektedir.

Araştırmacıların yayınladığı kitap, makale, bildiri vb. çalışmalarda Türkiye Cumhuriyetimin kurucusu M. Kemal Atatürk'ün hem anne ve hem de baba tarafı soyunun Karaman’dan giden bu aşiretlerden olduğu ispatlanmıştır.

Karaman'a yerleşen aşiret, oymak ve cemaatlerden ikisi olan Kızıllar ve Sofular aşiretleri Karaman'a bağlı Taşkale - Kızıllar ve Yeşildere - İbrala beldelerinde yaşamaktadır. "Kaynakların verdiği bilgiler değerlendirildiği zaman görülmektedir ki, Rumeli'ye yerleşen Türk grupları üç önemli isim altında toplanmaktadır: Konyarlar, Yörükler (Yürükler) ve Tatarlar. Atatürk'ün anne tarafından soyunun da bir "yörük" grubuna mensuptur. Anadolu'dan geldikleri yerin (Konya-Karaman) ismiyle anılan "Konyarlar" dâhil bütün Yörükler, çeşitli tarihi, kültürel ve coğrafi nedenlerle isimler almışlardır. Osmanlı Devleti'nin resmi kayıtlarından geçen ve adlarına "tahrirler" yapılan, Rumeli'ye iskân edilen Yörükler şunlardır: "Naldöken Yörükleri, Tanrıdağı (Karagöz) Yörükleri, Selanik Yörükleri, Ofçabolu Yörükleri, Vize Yörükleri ve Kocacık Yörükleri". Mesela "Koca Hamza Yörükleri", birinci şekilde isim alanlardandır. Atatürk'ün baba soyunun geldiği "Kocacık Yörükleri" işte bu Koca Hamza Yörükleri'dir. "Naldöken Yörükleri" ikinci şekil isim alan gruplardandır. Çünkü onlar, nal dökme sanatı ve işinde temayüz etmişlerdi.

Naldöken Yörüklerine XV Yüzyılda "Yörükan-ı Nalbant Doğan da denilmekteydi. Aynı şekilde kayıtlarda "Yay Döken Yörükleri" de vardır. Bunlar, Anadolu'da da aynı isimle anılıyorlardı. "Selanik" "Ofçabolu" ve "Vize" Yörükleri ise yoğun olarak yaşadıkları merkezlerin isimleri ile anılmıştır ki, coğrafi bir isimlendirmedir. Bu Yörük grupları içinde o bölgede yaşayan, Konyarlar, Kocacıklar vb. gibi Yörük grupları da bulunmaktadır. Bugün dahi Sivas ili Hafik kazasında ve diğer bazı kazalarda “Kocacık Türkmenleri”ne mensup aileler bulunmaktadır.

Hazar Denizi'nin doğusundaki Ertek ırmağı dolaylarında Dolayısıyla Sayın Yazıcıoğlu ile Mustafa Kemal Atatürk’ün mensup oldukları aşiretler aynı kola bağlıdırlar. Birisi Kızıllar diğeri Kızılaliler’dendir. Her ikisi de Aynı Aşirete mensuptur.

Bu özelliğinden dolayı kendisi çok büyük memnuniyet ve sevinç duyuyordu. O, Celaleddin Harzemşah’a âşık ve vurgun, Mustafa Kemal Atatürk’e hayrandı. O’nun mücadeleci ve taviz vermeyen kişiliği, kendi mücadeleci kişiliğine tesir etmiş olduğu bir gerçektir.

O’nun okumaya ve araştırmaya meraklı oluşu, müderris dedelerinden gelen bir özelliktir. Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas Gökmedrese Müderrislerinden Ahmed ve Salih Efendi’nin torunudur. Ecdadından kalan tarihi hatıraları saklamakta büyük özen gösteriyordu. Eskiye ait neler varsa tüm bunları, evinin en önemli bölümünde muhafaza ediyordu. Mustafa Kemal Atatürk’e ait NUTUK da (Osmanlıca yazılı ve bu yazıların üzerinde kitapta soğuk damga olan) bu eserler arasında bulunuyordu.

Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında iken yayımlanan 500 adet ilk orijinal nutuk’tan kendi özel kitaplığında bulunmaktadır. Zaman zaman bu nutuktan bölümler okumuş olduğunu bizatihi ben biliyorum. Milli Mücadele ruhunu çocuk yaşlarda Balkanlarda, Yemen’de ve Galiçya’da hayatını kaybeden dedelerinin ve Sakarya’da vücudunun bir kısmını bırakan amcasının Kurtuluş savaşı hikâyelerinde almıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün, Sivas’tan Kayseri’ye giderken, Şarkışla’da mola verdiğinde; “Büyük dedelerinden İstiklal savaşı Gâzisi Musa Kazım Sakarya’yı buldurup ona madalyasını kendi eliyle takmış olduğunu ve “Sakarya” soyadını da bizzat Atatürk tarafından verilmiş olduğunu bana evinde misafir kaldığımda anlatmıştı. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun mensubu olduğu aile “YAZICIOĞLU” soyadından başka “KIZILKAYA”, “SAKARYA”, “TÜRKOĞLU” soyadları da taşımaktadırlar. Bütün bu soyadı taşıyan aileler Kızılalili Aşiretine mensupturlar. Aslında Elmalı köyü halkının büyük çoğunluğu da bu aşiret ve cemaate mensupturlar. Bu ailelere ait bilgiler BOA’da bulunan 1530 yılına ait kayıtlar başta olmak üzere pek çok tarihi kayıtlarda yer almaktadır.